Raphael’in engin bilgileriyle anlattığı ülke olan Utopia’yı anlatmasının üzerinden iki hafta geçmişti ve hala aklımın bir köşesinde Utopia’yı tartıyor ve eleştirmeye çalışıyordum. Tam çıkmaza geldiğimde onunla tanıştırdı Raphael beni. Raphael’in yıllarca görmediği ve tıpkı onun gibi gezmiş görmüş biriydi. Bay Oculus da Raphael’le birlikte yola çıkanlardanmış ancak sonra yolları ayrılmak zorunda kalmış ve Oculus da hayatının büyük bir bölümünü gezerek geçirmiş.

Bir ikindi zamanı evimin zili çalındı defalarca. O sırada dostum Peter’dan ödünç aldığım bir kitaba dalmıştım. Kapıyı açtığımda karşımda Bay Oculus ve Raphael’i buldum. İkisi de çocukların oyuncak kavgası gibi eğlenceli bir tartışmaya tutulmuşlardı. İşte ilk o zamandı Bay Oculus’la tanışmamız… Dostumu ve arkadaşını içeri davet ettim ve tartışmalarının nedenini anlamak için kulak kesildim. Raphael sonunda bana döndü ve arkadaşını tanıttıktan sonra durumu anlatmaya başladı:

“ Dostum Morus, Oculus ile sohbet ederken, en doğru düzen hakkında alevli bir tartışmaya girdik. Ben Utopia’yı ve orada gözlemlediklerimi onunla paylaştım ancak o daha doğru düzeni ve sistemi olan bir başka ülkeden bahsetti. Ben maalesef Oculus’un  anlattıklarını yorumlamakta zorlandım bu nedenle üçüncü bir göz olarak senin fikrini almak istedik. Oculus, lütfen anlat gördüklerini ve Morus da böylece tartışmamızda yerini alsın.”

Böylece Bay Oculus hararetli ama bir o kadar da kibar bir biçimde anlatmaya başladı:

“ Ben, Raphael’e aslında Utopia’dan çok da uzak olmayan bir ülke olan Mentalis’i anlattım ve arkadaşımın bu kadar önemsediği bir kişinin fikirleri benim için önemlidir. İlk olarak kısaca tarihine değinmeyi geneli anlama açısından etkili buluyorum. Bu nedenle ilk başta tarihine değineceğim. Mentalis benim gibi bir viatorun macera arayışı nedeniyle dağcılık yaparken keşfettiği bir dağ-adaymış. Ancak daha sonra burada yerleşim teşvik edilmiş ve böylece yavaş yavaş bir köy, daha sonra bir şehir en son da bir ülke yaratılmış. Kuruluşu çok eski tarihlere dayanır. Hatta oradaki Tempus Centrum’da okuduğum ‘Mentalis Date’ kitabına göre Mentalis, Atlantis’in komşusu olan ve yine Atlantis’in arkasında kalmış olan dağların tepesine kurulmuş bir ülkeymiş. Ancak zamanla suların yükselmesiyle Atlantis sular altında kalınca Mentalis’in kurulduğu dağ bir ada olmuş. Yine bu kitaba göre en çok ilişki kurulan devlet Atlantis imiş ve tufandan sonra kırk gün kırk gece Atlantis için yas tutulmuş.

Tamamen bağımsız olan bu devletin kurulduğu dağlar o kadar yüksektir ki suların üzerinden görülmesine rağmen ulaşması çok zor neredeyse imkansızdır. Dağların tepesinde olduğu için iklim olarak hep soğuk ve yağışlıdır. Bu doğa koşulları altında zorlukla kurulmuş bir medeniyettir Mentalis. Sevgili Raphael’in dilinden düşüremediği Utopia’sı gibi verimli toprakları ve rahat uyum sağlanabilecek bir iklimi yoktur. Mentalisliler tüm problemlere, acılara ve sıkıntılara hep birlikte göğüs germiş bir toplumdur.

Şehirlerin düzeni deniz minarelerinden esinlenilmiştir ve sarmal yapıdadır. En ortada Cerebrum yani yönetim ana merkezi vardır. Cerebrum, deniz minaresi şeklindedir ve yetmiş derecelik bir açıyla göğe yükselir. Açık pembe, turuncu, ten rengi ve beyaz renklerdedir uzakdan bakıldığında gerçek gibi bir izlenim verir. Bütün devlet işleri buradan yürütülür ve Cerebrum’un etrafında iletişimi kolaylaştıran binlerce kablo dolanmıştır. Huzur verici olduğu kadar korkutucudur da!

Cerebrum’un etrafında geometrik açıdan kusursuz olan açık mavi yerım daireler bulunur. Bu yarım dairelerin hepsi halkın yararlanması için yapılmış gelişim merkezleridir. Bu merkezlerde insanların, günlük işlerini bitirdikten sonra zaman geçirdiği yerlerdir. Tarih, matematik, edebiyat, bilim, sağlık, güzel sanatlar, felsefe, devlet işleri gibi sayısız merkezde insanlar hoşlandıkları şeylerle ilgilenir veya ileride yapmak istedikleri meslekler hakkında eğitim alırlar. Bu merkezlere ‘Centrum’ denir. Bunlara tekrar değineceğim merakta kalmayın sevgili Morus.

Cerbrum ve Centrumlar ülkenin en ortasındadır ve bu bölge başkenttir. Başkente kalp anlamı taşıyan “Cor” adı verilmiştir. Cor’un etrafında küçük şehirler vardır. Her şehrin merkezinde bir “Vas” vardır. Vas’lar hem bölgenin yönetimini sağlar hem de Cerebrum’dan gelen erzakları ve bilgilendirmeleri yaymakla görevlidirler. Tüm şehirler Vasların etrafında sarmal bir yapıda genişler ve bu sarmallar da Cor’un etrafında sarmal olarak genişler. Utopia’daki gibi cetvelle çizilmemiştir sokaklar. Hep bir eğrilik vardır şekillerde… Vaslar dev inci taneleri gibidir. Aynı renk ve parıltıya sahiptirler. Şehirlerin hepsi birbirine benzer…

Şehirlerde yalnızca işyerleri ve iki katlı kutu gibi evler vardır. Bütün evlerin dış cephelerine  farklı sanat eserleri çizilmiştir. Sokaklarda yürürken her evin duvarları başka bir hikaye anlatır, başka bir duygu hatırlatır insanlara. Sokaklar her gün temizlenir ve yolların altına bir ısıtma sistemi döşenmiştir bu nedenle ne kadar kar yağsa da yollar da kar tutmaz ve insanlar soğuğu aşırı hissetmezler.

Mentalis’in yönetiminin çekirdeğinde bilim ve akılcılık vardır. Teknolojik olarak dünyadaki en gelişmiş ve güçlü ülkedir. Tek geçim kaynakları sanayinin ihracatından elde edilen gelirdir. Bunun başlıca sebebi kurulduğu coğrafyanın verimsiz ve yüksek olmasından kaynaklanan tarım ve hayvancılık problemleridir. Dostum Raphael’in Utopia’sı gibi değildir anlayacağınız.

Mentalis’te her şehrin bir başkanı vardır. Bu başkan, bir diğeri emekli olunca iş başına gelmek üzere doğumundan itibaren çok özel bir eğitim görür Bu kişiler devlet tarafından atanır ve ‘Pons’ adıyla anılırlar. Bu kişiler gün boyu Vaslarda şehir yönetimi üstünde çalışırlar ancak Mentalis’te yaşayan her vatandaş gibi paydos sonrası Centrumlarda kendi ilgi alanları üzerinde yoğunlaşırlar ve aynı evlerde kalırlar. Ponslar her haftanın çarşamba günleri Cerebrum’da toplanırlar ve aynı zamanda da ‘Ruber’ adıyla bilinen milletvekiliği görevini üstlenmiş olurlar. Ruberler ile meclis toplanmış olur. Her toplantıya bir başka Ruber başkanlık yapar ve her beş yılda bir Ruberlerin yaptığı bir oylama ile bir ana başkan seçilir. Bu kişi ‘Sanguis’ diye bilinir. Sanguis latincede kan demektir. Kan, saçma bir isim gibi düşünülse de vücudun kusursuz yapısının çalışma sebebi olduğundan aslında uygun bir kelimedir.

Mentalis’te anayasalar adaletli ve eşitlikçidir. Yasalar detaylıdır. Az yasa olması gerektiği fikrine inanmamaktayım maalesef. Kelimenin azlığı, kişilere kurallarda açık bulma ve kelimelere yeni anlamlar yükleme şansı tanır. Bu nedenle Mentalisli dostlarım uzun yasaların varlığını uygun bulmuşlardır. Ayrıca Utopia’daki “her birey kendini savunur” fikrini de Mentalisliler doğru bulmaz. Kanun, toplum hayatını doğru bir şekilde düzenlemeyi amaçlayan kısıtlamalar ve özgürlükler bütünüdür. Kanun önünde doğru bir yargılama için bunun eğitimini almış kişilerce üzerinde çalışılıp bir yöntem içerisinde yapılan mahkemeler ancak adalete ve eşitlikçiliğe toplumu taşıyabilir.

Hukuk alanında görevliler, hukuk eğitimi veren Lex Centrum’da görev yaparlar. Davalar, Cerebrum’un en alt katında görülür. ‘Causidicus’lar –avukatlar- Mentalis’in ayaklarından biri olarak tanımlanır.

Buraya kadar Utopia ile benzer ve farklılıkları olan bir ülke anlattım. Fakat asıl gariplik burada başlıyor…

Mentalis’in teknolojisinin çok gelişmiş olduğundan bahsetmiştim. Mentalis’i asıl ayakta tutan Bilim Merkezi’dir yani Scientia Centrum… Burada daha sonra da değineceğim gen çalışmalarının yanı sıra adaletin sağlandığı yer olarak Mentalis için Cerebrum kadar önemlidir. Mentalis’te hapishaneler ya da toplum hizmeti gibi cezalar yoktur. Suç işlediği mahkemelerce kanıtlanan kişiler Scientia Centrum’a getirilerek suçu taşıyam genler silinir. Bu iyileştirme kısmıdır daha sonra ise suçlunun güzel bir anısı silinir. Bu anıyı kişi seçemez ve böylece hangi anısının silindiğini asla bilemez ve kalbinde hep bir boşlukla gezmek zorunda olur. Neden doğuştan silmemişler diye sorabilirsiniz. Çok kolay! Mentalis’te özgür irade ve düşünce önemlidir. Yalnızca meslek seçiminde dolaylı bir kısıtlama vardır. Bunun dışında herkes eşini, düşüncesini, boş zamanını nasıl değerlendireceğini vb. seçmekte özgürdür.

Utopia’lılar gibi Mentalisliler de onurlu ve birbirini seven, saygılı insanlardır. Suç oranı çok çok düşüktür bu nedenle causidicuslardan oluşmuş ayrı bir danışma meclisi bile vardır. Bu meclis yasa tasarısı ve toplumsal düzeni geliştirmek için fikirler üretir. Ruberler de haftalık toplantılarında bunları değerlendirmeye alırlar.

Sevgili Morus ve Raphael, devlet demişken diplomasiden bahsetmemek olmaz. Mentalisdeki hiçbir Sanguis’in şu ana kadar fethetme ve topraklarını büyütme gibi bir hırsı olmamıştır. Diğer ülkeler de Mentalis’in sağladığı teknoloji ticaretinden gayet memnun olmaları sebebiyle Mentalis’i ele geçirip bu düzene ve sanayiye sahip olma gibi bir amaçları yoktur. Ama Mentalis Date’de öğrendiğim kadarıyla eski zamanlarda birkaç kere savaş çıkmış ve tüm halk ordu olarak kullanılmıştır. Zaten teknolojisi gelişmiş olan bir ülkeye açılan savaşın sonucu tabiki yenilgi olacaktır. Mentalisliler normalde silah üretmezler yalnızca korunma amaçlı olarak üretilmiş silahları vardır. Ancak bu silahlar günümüzde hiçbir ülkenin yapamayacağı kadar güçlü ve karmaşık silahlardır. Tabii coğrafik olarak da değerlendirmek lazımdır durumu; Mentalis etrafı denizlerle çevrilidir ve bu denizlerin altında da tıpkı Utopia’nınki gibi tepeler ve dağlar vardır ayrıca ülke de bir dağın tepesindedir. Bu faktörlerde Mentalis’in işgal edilmesini zorlaştırır hatta imkansız hale getirir.

Mentalis uluslararası ilişkilerde uyumlu olmasına rağmen hiçbir vatandaşının emekli olana kadar ülkeden ayrılmasına izin vermez veya hiç kimsenin ülkeye giriş yapması onaylanmaz. Bunun nedeni herhangi bir casusun ülkeye giriş yapmasını ya da bir vatandaşın başka ülkeler tarafından teknolojiyi ele geçirmek için rehin alınmasını önlemektir. Bunun kuralın nedenini bilen Mentalisliler devletin kendilerini korumaya çalıştıklarının bilincinde olup buna göre davranırlar. Emekli olanlar istedikleri zaman ayrılabilirler ancak geri dönemezler. Bu nedenle çok az vatandaş doğduğu toprakları terk etmiştir.

Utopia’daki gibi başka şehirlere gitmek için izin almazlar çünkü kimse kendi şehri ve Cor dışında bir yere gidemez zaten gitmelerine de gerek yoktur. Şehirler yalnızca uyudukları ve çalıştıkları yerlerdir ayrıca hepsi birbirinin birebir aynısıdır. Sevgili Morus bana şaşırmış gölerle bakıyorsunuz. Sanırım ulaşımla ilgili sorularınız var. Hemen açıklayayım.

Fabrikalarda mesai bitince herkes vehiculum denilen araçlara biner ve bu araçlar dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur. Çok hızlıdırlar ve ülkeyi bir baştan diğer başa dolaşmaları bir saat sürer. Bu araçlara özel yollar yapılmıştır. Yine bu araçlarla Vaslara erzak dağıtımı yapılır.

Daha önce erzak dağıtımı olduğundan bahsetmiştim. Utopia’daki gibi burada da herkesin eşit yemeği, kıyafeti, hakları ve olanakları vardır. Toprak verimsiz olduğu için tarım ve hayvancılık ürünleri ithal edilir ve Cor’dan Vaslara dağıtılır.

Bir Mentalislinin hayatı nasıl geçer peki?

Bir Mentalislinin hayatı bir Utopialınınki kadar zor ve bürokrasiyle dolu değildir. Bir Mentalis vatandaşı Cor’daki Sanitas Centrum’da yani sağlık merkezinde doğar ve Scientia Centrum’a gönderilir. Burada iki gün boyunca kalır. Bilim merkezindeki görevliler bebeğin genleriyle oynayarak toplumun ihtiyacı olan hangi meslekse o mesleğin gerektirdiği yeteneği ve o mesleği yapmak için gerekli olan ilgiyi bebeğe kazandırır. Böylece bebek mesleğini seçme yaşına geldiğinde zaten ilgili olduğu meslek topluma gerekli olan meslek olur. Bebek daha sonra ailesiyle beraber kendi şehrine döner. 5 yaşında Cor’da okula başlar ve 15 yaşına kadar herkesin ortak almak zorunda olduğu eğitimi alır. Okuldan sonra Centrumları gezer ve kendi ilgili olduğu mesleğin arayışına girer. 15 yaşında mesleğini seçer ve bu meslek zaten planlanmış olduğu için hemen meslek kazandırma merkezleri olan Disciplina’lara başlar. 20 yaşına kadar burada mesleğine başlaması için gerekli olan eğitimi alır. Daha sonra kendisine bir ev verilir ve artık bir birey olarak toplumda yerini almıştır.

Bir Mentalislinin günlük uymak zorunda olduğu bir program vardır. Bu programa göre günlerinin üçte birini mutlaka fabrikalarda geçirmek zorundadırlar. Geri kalan zamanın 4-5 saati Centrumlarda geçirilmelidir. Günün gerisi bireyin serbest zamanı olarak nitelendirilir. Bu zamanda Centrumlarda 15 yaşına kadar aldığı eğitim sayesinde seçtiği mesleği icra eder. Böylece hem toplumun ihtiyaçları karşılanmış olur hem de Mentalisliler için bu zaman kendilerini dinlendirme yöntemi olarak kullanılır. Utopia’daki gibi zorlu bir iş programları yoktur. Ancak iki iş zorunluluğu yönünden Utopia’ya benzer.

Fabrikalardan da bahsedeyim de merakta kalmayın. Fabrikalara Musculus denir. Musculuslarda makinelerin yardımıyla ülke için gerekli olan ve ihraç edilecek ürünler üretilir. Bu teknolojinin gelişmesinde ferrum maden yataklarının da büyük bir rolü olduğu yadsınamaz. Musculuslar, insanların güne başladıkları yerdir. Her günün belli bir bölümü buralarda geçirilmek zorunludur. Bu fabrikalar şehirlerin dışında bulunur ve gün batımı rengindedirler.

Anlatacak çok şey var ama zaman kısıtlı… Baksanıza hava kararmış bile! Dostum Raphael, Utopia’dan daha doğru bir düzen olduğunu düşündüğüm Mentalis’i anlatmaya çalıştım. Tamamen özgür iradeye, adalete ve eşitliğe bağlı bir düzen ve bir millet gözlemledim. Kimse devlete ve kendinden başka birine sorumlu değil. Herkesin ekonomik olarak eşit olması ve ülkede her daim bolluğun olması, toplumda yıllardır hiç bozulmamış, zarar görmemiş bir dayanışma ve huzuru sağlamıştır. Utopia’daki gibi birey ailenin büyüğüne, syphograntlara vs. sorumlu değildir. Hiyerarşi yoktur. Herkes eşit şartlarda yaşar. Sanguisler de herkesle aynı evde yaşar ve aynı günlük programı uygular. Böyle bir düzen bence ütopik bir düzendir.

Sevgili Morus siz objektifbir göz olarak ne düşünüyorsunuz Mentalis hakkında?”

Sözlük


Causidicus – Avukat

Cerebrum – Beyin

Date – Tarih

Ferrum – Demir

Lex – Hukuk

Mentalis – Akıl

Merkez – Centrum

Musculus – Kas

Oculus – Göz

Pons – Köprü

Ruber – Kırmızı

Sanguis – Kan

Sanitas – Sağlık

Scientia – Bilim

Tempus – Zaman

Vas – Damar

Vehculum – Taşıt

Viator – Gezgin

Gökçe GEYLAN