Raphael ve Peter ile birlikteydim. Dün akşam gördüğüm rüya üzerine konuşmak istemiştim. Raphael’in Ütopya üzerine konuşması beni öyle bir etkilemişti ki, dün akşam Ütopya’ya benzer bir ülke gördüm rüyamda. Anlatmaya başladım.

“Dün akşam gördüklerim kendi fikirlerim miydi bilmiyorum ancak çok ilginç şeyler ile karşılaştım. En başta sizin gibi bir denizciydim, azgın denizlerle boğuşan. Ancak bizim amacımız farklıydı, ben balina avlayan bir gemideydim. Tutsaktan farkım yoktu orada, sonuçta ambar balina yağı ile dolana dek bir yere ayrılmayacaktık. İlk balinayı gördük ve yakalamaya giriştik. Benim rüyamdı sonuçta, ve bu yüzden oradaki en usta balina avcısı bendim. Ancak av bir anda bir kabusa döndü. Balinayı yakalamıştık ve yavaş yavaş gemiye çekiyorduk ki bir anda çekişiyle gemi yana yattı. Mürettebat kendilerini buz gibi suyun içinde buldu. Ben is kayıkta onları izledim. Orada öylece durdum. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama ondan sonra uzun bir süre boyunca amaçsızca sürüklendim.”

“Sonunda karaya vardığımda beni oranın yerlilerinden biri karşıladı. Beni evlerine götürdü. İlk izlenimim oranın ne kadar korunaksız olduğuydu ancak oraya giderken sık ormanın içinden geçmiştik. Yolunu bilmeyen birisi için çok tehlikeli olabilirdi. Yerlilerin giysiler hemen hemen bizimkileri andırıyordu, ancak daha sade ve gösterişsiz idi. Ben orada kalmaya karar verdim ve uzun bir süre için orada kaldım.”

“Bu kalışımın sürecinde birçok farklı uygulamalar gördüm. Mesela bizden farklı olarak onlar ihtiyaç bazlı bir toplumdu. İhtiyaçları olan her ne varsa onu üretiyorlardı, fazlasını üretirse de ya kendi ülkesine ya da komşu ülkelere dağıtıyorlardı. Evleri ormanlarla çevrili olsa da bizimkiler kadar genişti, ve herkesin evi birbiriyle aynıydı. Bizim gibi lüks eşya düşkünü değillerdi, ama yine de kullanırlardı. Kullanan kişinin ise bir özelliği yoktu, sadece rahat bulduğu için bir ipek kıyafet giyerdi, görünüşü yüzünden değil.”

“Toplumun kuralları basitti. Herkes yasa altında eşitti. Bu kurallar genel konular üzerineydi ve esnetilemezdi. Ancak gelişmelere ayak uydurmak için değiştirilirdi. Yasaları değiştiren kurum ise genelde gençlerden veya döneme ayak uydurabilenlerden oluşurdu. Yargıç yoktu, onun yerine toplumun yaşlıları bir araya gelirdi ve her ne ceza gerekirse onu verirdi. Ölüm cezası nadiren verilirdi, genellikle Ütopya’da olduğu gibi kölelik cezası verilirdi. Bu cezanın sertliği cezayı alana bağlıydı, eğer o bu cezaya razıysa hafif, karşı gelirse ise ağır bir ceza olurdu. Kölelik cezası ilk defa bir yıl, bir daha suç işlenirse beş yıl, bir daha işlenirse ise sürgünle sonuçlanırdı.”

“Hayatlarının çoğunu avcılıkla geçirdikleri için askeri alanda onların üstüne yoktu. En gelişmiş teknolojiler de onlarda olduğu için onlara kimse kafa tutamıyordu. Savaş seven bir halk değillerdi ancak gerektiğinde var güçleriyle savaşırlardı.”

“Bilim olarak ise çok ilerlemişlerdi. Bizim buluşlarımızı ilerletmişler ve yepyeni icatlar ortaya çıkarmışlardı. Çoğunun işlevini hatırlamıyorum ancak bir tanesi başkasının gözlerinde görmeyi sağlıyordu. Onlar için bilim tek doğruydu, dinleri yoktu. Dini açıklanamayanları açıklayan olarak görüyorlardı, ve bu yüzden din onlar için deli saçmasından ibaretti.”

“Para birimi ya da ona benzer hiçbir şey yoktu çünkü hiçbir şeyin bir değeri yoktur. Herkes kendi ihtiyacını ürettiği için nadiren başkasından yardım ister. Fazla ürettiklerinde toplumlarını ya da başka toplumlara dağıtırlar. Yaşamlarını sürdürmekten daha önemli bir şey yoktur onlar için.”

“Toplum bir tek bilime değil, bütün sanatlara önem verir. Lüks düşkünü değillerdir ama zevk düşkünüdürler. Sanat ve edebiyatla uğraşan bir sürü insan vardır. Alkol gibi alışkanlıklar teşvik edilmez ve içilirse de kontrollü bir şekilde içilir.”

“Doktorların hayat kurtarması kutlanır ancak doktorlar da bütün diğer meslek gibidir. Hastalar genellikle başarıyla tedavi edilir ancak bir insan çok acı çekiyorsa ve öleceği kesinse isterse daha çabuk bir ölümü seçebilir. Ölen insanları mezarlara gömerler ancak hiçbir mezar taşı yoktur. Ölüm ve doğumu normal hayatın bir parçası olarak görürler ve her kim ölürse ölsün ailesi onu gömer. Sıradan bir olay olduğu için ölenlerin arkasından ağlanmaz, onların ruhunun özgür olduğuna inanılır ve onlar  için mutlu olunur.”

“Toplumu denetleyen bir düzen sağlayıcı yoktur, insanlar birbirlerini denetler, ve bir insan kötü bir şey yaparsa bunu gören insan onu bildirir. Toplumun güvencesini koruyacağı için bunu yaşlılar konseyinin bir üyesine bildirir ve onlar da bu adamı çağırır ve onun kaderine karar verirken yaşlılar konseyi ve adam dışında kimse olmaz. Bir adam köleliğe mahkum olursa normal yaşamını sürdürür. Kendisi ve iş arkadaşları dışında kimse bunu bilmez. Köleler toplumun bir alt sınıfı değildir ama bir insan köle olmaktan genellikle mutlu olmaz, çünkü normal yaşamın şartları zaten bayağı iyidir. Aç gözlülük yüzünden genellikle insanlar ceza alırlar. Sonunda sürgüne kadar giden bir yoldur. Bu yasalar yüzünden sürgüne giden kimse olmamıştır, genelde insanlar ikinci sefer köle olduğunda derslerini alırlar. Kölelerin işleri daha ağır işlerdir, odun kesip taşımak, madenlerde çalışmak gibi. Ama köleler iyi niyetli olursa daha hafif işlerde de çalışabilir.”

“İnsanlar genellikle gezilere kendi istekleriyle çıkmaz. Geziler başka ülkeleri, insanların hiç ayak basmadığı yerlere olabilir. Bu gezilere özel olarak eğitilmiş uzmanlar gönderilir, onların yanında da yardımcı olmak için birkaç köle olabilir. Bu gezileri yeni şeyler keşfetmek isteğiyle yaparlar ve iyi sonuçlar alırlar. Mesela çok uzaktaki bir ülkeye giderler ve oradan yönetim için ya da daha etkili çalışma yöntemleri alabilirler. Daha besleyici hayvanlar ve bitkiler aldıkları da olur. Gezilerin amacı topluma bir yarar sağlamaktır. Bu bir fikirde olabilir, bir madde de olabilir.”

Kısaca olsa da bir miktar anlattım rüyamı onlara. Beğenmişe benziyorlardı anlattıklarımı. Biraz da sohbet edip ayrıldım oradan sonra.

Sinan Ertem